19 Ağustos 2016 Cuma

2 Film 1 Aktör : Paul Walker

Herkese merhaba.. 
Epey uzun bir aradan sonra tekrar sahalara döndüm diyemiyorum ama taslaklara attığım bu yazıyı görünce toparlayıp yayınlamak istedim.. Eskisi kadar vakit bulamıyorum buraya ama umarım son olur bu.. Neyse hadi başlayalım... :)

İlk filmimiz geçen senenin en çok ses getireni ve hasılat toplayanı olan '' Hızlı ve Öfkeli 7 ''.
Ben yine her zamanki gibi herkes izledikten ortalık epey bi durulduktan sonra izledim bunu.. Ve evet lafınıza geldim. Gerçekten denildiği kadar varmış.

'' Dominic Toretto (Vin Diesel) ve ekibi, artık suç dünyasını geride bırakmaya karar vermiştir. Owen Shaw'u alt ettikten sonra yollarını ayırmışlardır. Ancak komadaki Shaw'un kardeşi Deckard Shaw (Jason Statham) kardeşini bu hale getirenlerden intikamını almaya kararlıdır ve başta Torretto olmak üzere ekibin üyelerini tek tek öldürmeye ant içmiştir. Bu sırada Jakarde adlı Somalili bir terörist ve Mr. Nobody diye bilinen bir üst düzey hükümet görevlisi, Tanrının Gözü adlı çok değerli bir bilgisayar programının peşine düşmüştür. Toretto ekibini tekrar toplayarak Shaw'u durdurmak ve programı geri almak zorunda kalacaktır. ''

Bir sürü isimler karakterler filan derken iş epey karışık bu filmde. Üstelik benim gibi her filmi farklı zamanlar ve farklı sıralamalarla izliyorsanız. Neyse ki karakterlere olan aşinalıktan isimleri öğrenemesem de , muhteşem ötesi tipten ayırt etme yeteneğimle!!! bunun da üstesinden geldim izlerken.. :D
 Aslında filmi izlemek için tek sebebim Paul Walker'dı.. Oyunculuğunu çömezliğinden bu yana çok sevdiğim biriydi ve ölüm haberini aldığımda ne kadar şaşırdığımı ve ne kadar üzüldüğümü anlatamam..Sanki çok yakınımmış gibi ..
Neyse filme bu sebeple başladım ama uff dehşet ötesi bişi çıktı her zaman ki gibi.. Başlamadan önce onun sahnelerinin nerede başlayıp bittiğini ve ne kadarının dublör olduğunu bildiğimden o sahneleri daha bi içim cız ederek izledim. Ama asıl vuruşu final sahnesindeydi ki orada gözyaşlarımı konuşturmuş olabilirim..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

2013 yapımı İkinci filmimiz ise Paul'ün görmediğimiz bir yönüyle alakalı..Vurdulu kırdılı kısımdan romantik, ailesi,bebeği için herşeyi yapmaya hazır baba rolünde bu sefer..

''Film, Nolan’ın (Paul Walker) hikayesini anlatıyor. Türkçeye ''Yaşam Savaşı'' adıyla çevrilen filmde Katrina kasırgası sırasında eşi doğum sırasında hayatını kaybeder ve yeni doğmuş bebeği ile hastanede tek başlarına kalırlar. Doğa şartlarına ve yağmacılara karşı vereceği mücadeleyi anlatmaktadır.''

Filmi seyretme sebeplerinden biri gerçek olaylardan uyarlanmasıydı.Bir diğer sebepse tabi ki de filmi tek başına göğüsleyen Paul Walker..Mekan olarak tek bir yerde geçmesiyle ve sürekli tekrarlanan sahnelere rağmen konunun akışı çok etkili işlendiğinden buna çok takılmıyorsunuz. Konunun akıcılığı sayesinde ben bu durumun hiçbir saniyesinde sıkılmadım. Her sahnede şimdi ne olacak diyerek elim yüreğimde bekledim..
Ayrıca bir babanın canla başla çocuğunu kurtarma mücadelesi , Paul Walker gibi iyi bir aktörün mükemmel performansı eşliğinde seyredilmeye fazlasıyla değiyor. İzlerken babanın takdire şayan bir şekilde kendini ve bebeğini hayatta tutma savaşı tüylerimi diken diken etti diyebilirim. Özellikle bebekle konuşması, eşiyle yaşadığı mutlu anlara geri dönüş sahnelerinin olduğu yerler filan derken film içinize işliyor. 
Film ile ilgili takıldığım tek şey ise bu nasıl hastaneee.. Yarım yamalak çalışan tıbbi cihazlar, denişik bir hasta protokol sistemi filan..Tamam film için hepsi ama bu kadar da olmaz canım. Saç baş yoldum burda ben.. :(  
Bir diğer haksızlıkta puanlamayla alakalı.. Son zamanlarda niyeyse imdb puanlarına göre film seçer oldum ve bu film de İmdb'de 5.8 lik saçma bir puana sahip .. Aktörü sevmesem kesin gözden kaçırmıştım yani.. 
O yüzden puanı filan boşverin bence mutlaka izlenmeli bu film.. 
Keyifli seyirler..

18 Ağustos 2016 Perşembe

Çekilişler..

Uzun zamandır güncel bir çekiliş paylaşamamıştım.. Kitap görünce dayanamadım yine.. :)


Colored Books blogunun hediyeleri için buraya..Son gün 20 Ağustos..

13 Şubat 2016 Cumartesi

Ve Sonunda..Harry Potter'ın 8. Kitabı Temmuzda Çıkıyor..


Herkese merhaba..
Uzun zamandır beklediğimiz bi haberle geldim bugün size.Gerçi haber çıkalı 2 gün oldu ama ben anca fırsat bulabildim.Görmeyenler duymayanlar için de buradan davul zurna eşliğinde duyurayım istedim. :D
Harry Potter'ın 8. kitabı sonunda geliyorr...tey tey tey... :)

Haberlere göre yeni kitabın ismi Harry Potter And The Cursed Child (Lanetli Çocuk) ve 31 Temmuz'da, yani Harry Potter'ın doğum gününde satışa sunulacak. Bu kitap, aslında tiyatro oyunu olarak sahnelenen çalışmanın kitap uyarlaması olduğu söyleniyor. Ve yazar koltuğunda ise bu sefer sadece J.K. Rowling değil Jack Thorne ve John Tiffany de var. Haberlere göre üçü beraber bir tiyatro oyunu yazıyor,ancak kitabın senelerdir devamının çıkmasını bekleyen fanlar yüzünden senaryoyu oyunun ilk gösteriminden sonra satışa sunmaya karar veriyorlar..Böylelikle kitap Prova metinleri ve Tamamlanmış okuyucu baskısı olmak üzere iki versiyon halinde satışa sunulacak.


Ayrıca The Daily Mail’in yaptığı habere göre bu oyun 2 bölüm halinde Harry’nin Hogwarts’a kabul edilmeden önceki yıllarıyla beraber, Lily ve James'in hikâyesi de işlenecek.Ama öncelik Harry'nin Dursley'lerle geçirdiği yıllara verilecek.

23 Ekim 2015 tarihinde yayınlanan resmi sinopsiste (ön çalışma) de fanları heyecanlandıran şu ifadelere yer veriliyor: 
Harry Potter olmak her zaman zordur. Şimdi de kendisi Sihir Bakanlığı’nda çok çalışan bir memur, üç okul çağındaki evladın babası ve bir koca olduğunda işler yine zor.
Harry ait olduğu yerde kalmayı reddeden geçmişiyle başa çıkmaya çalışırken, en genç oğlu Albus da hiç istemediği bir aile mirasıyla mücadele etmek zorunda. Geçmiş ve gelecek iç içe geçerken, hem baba hem de oğul rahatsız edici bir gerçeği öğrenecekler: Bazen karanlık hiç beklenmedik yerlerden gelir.

Bu arada söylenilenlere göre hikaye Harry’i son bıraktığımız yerden, yani Dokuz Üç Çeyrek Peronu’ndan çocukları uğurlarken kaldığımız yerden devam edecek. Her ne kadar tiyatroda sergileneceği için 2 ayrı macera olsa bile tek kitap olarak basılacağı da planlananlar arasında..


7 Şubat 2016 Pazar

Dünyalar Arası Karmaşaya Hazır olun : Evim / Home (2015)


Bir sebepten kendi gezegenlerini terketmek zorunda kalıp, Dünyayı istila eden Buf halkı bulundukları yeni dünyaya yerleşmeye çalışırken fazla arkadaş canlısı Of'un bu yeni yerleştikleri dünyayı düşmanlarına ifşa etmesiyle başlayan bir kovalamaca Evim animasyonu..Hem halkı tarafından kovalanan ve peşindeki düşmanlardan kurtulabilmek için Dünya'da bir yerlerde saklanmaya karar veren Of, bu gezegende güvende olacağına inansa da işler hiç istediği gibi gitmez ve  büyük bir karmaşa başlar.


Sevimli uzaylı dostumuz tek çareyi Lüle adlı bir kızdan yardım almakta bulur. Şimdi her ikisini de, dünyanın etrafında dolaşacakları son derece eğlenceli ve renkli bir yolculuk beklemektedir.Hem Of hem de kısa sürede kendisiyle dostluk kuran Lüle;farklı olmanın ve hatalar yapmanın insanlığın bir parçası olduğunu anlayacaklardır. Her ikisi de kendi dünyalarına ait olmayan yabancılar konumuna düştükten sonra, kendilerini biraz daha tanıma ve yüzleşme fırsatı bulurlar. 



Amerikalı çizer ve çocuk kitapları yazarı Adam Rex'in (1973-) "The True Meaning of Smekday" adlı kitabından sinemaya önce kısa film sonra da animasyon olarak sunulan Dreamworks Stüdyolarının son uzaylı istilası animasyonu “Evim”  Rihanna, Steve Martin, Jim Parson ve Jennifer Lopez gibi birbirinden ünlü isimleri bir araya getirmesiyle de oldukça eğlenceli bir film.

 

Rengarenk görüntülere sahip bu animasyon hem çocukların hemde büyüklerin sevebileceği bir tarzda. Anlattığı hikaye hem çok eğlenceli hem çok neşeli..İlk izlemeye başladığınız andan itibaren insanı sarıp sarmalayan sevimli bir konusu var.
Bunların dışında ana tema genelde karşımızdaki insanlara önyargıyla yaklaşmamak ,her an herşeyin ter yüz olabileceği olsa da altında verdiği önemli mesajlar da var bu animasyonda..Korkunun yapabilecekleri,iletişim kurmadığımızda olanlar,yardımlaşmanın önemi derken epey düşündürdüğünü söylemeliyim.

Kısacası izlerken çok eğlendiğim , müziklerini sevdiğim benim için aşırı tatlı bi filmdi Evim.. Buf ırkı gibi bişey yapmak bence çok muhteşem bir fikir.Her duyguya göre renk değiştiriyor olmaları, konuşmaları ,yerden bitme halleri ve Of'un bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi,merakı çok sevimliydi.Ama favorim herşeyi deneyerek garip şekillere giren liderleri oldu.. :D Ayrıca Lüle karakterinin Rihannayla olan benzerliği de çok şaşırtıcıydı benim açımdan..
Eğer hala izlemediyseniz bence mutlaka izlemelisiniz..
Keyifli seyirler.. :)


29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir trnd projesi: Bepanthol


Selam millet...

Yaklaşık 3 hafta önce trnd ekibinden bir paket aldım..Geçen projeleri olan Fairy hakkındaki yazıları bloglardan takip edince hoşuma gitmiş,bende katılmıştım.Yeni projeleri açıklanınca formu doldurdum filan derken unuttum gitti.Şans bu ya 1000 kişilik ekibe bende dahil olmuşum..Tabi bunların hepsini paket gelince öğrendim.. :D


Neyse..Daha önce Bepanthol'ü reklamlarda filan görüyordum ama hiç deneme fırsatım olmamıştı.Bu vesileyle gelir gelmez denedim, eşe dosta cümle aleme dağıttım..
Eve gelen misafirlerin eline tutuşturup hep beraber tekrar tekrar deneyip istişare ettik..''Ay buraya da iyi geldi,bende şu soruna çözüm oldu'' diyerekten..Tabiri caizse ota çöpe nerede bir sorun var nerede bir acı var her yere kullandım,kullandık..

Gerçi bende dahil olmak üzere bir kısmımız kokusundan hiç hoşlanmadı..İlaç gibi kokuyor diyen oldu, ıslak koyun tüyü gibi kokuyor diyen oldu ama neyse ki hemen uçup gitmesi yüzünden çok takılmadık.Lakin yinede az bir şey hoş kokusu olsa hiç fena olmazdı.. :(

Bu yüzden etkilerini görünce hemen bloga yazmak istedim ama sonra fikir verebilmek için en azından bir süre düzenli kullanmam gerektiğini düşündüm,,Çokta iyi oldu daha fazla etkisini,kullanım alanını ve yaptığım yanlışları gördüm.

Daha önce bloga da yazmıştım ama bilenler bilir kuru bir cildim var.Günlük serum,göz kremi ve  nemlendirici üçlüsünü kullanmayınca gerim gerim gerilir ve pul pul dökülmeye başlar.
Şu sıcak yaz günlerinde bile bu rutinim değişmez.Ama Bepanthol sayesinde bu 3 ürün yerine tek ürüne düştüm çok mutluyum.

Havanın çok sıcak olduğu günlerde günde 1 kez kullandım.Ama yağmurlar başlayıpta hava hafif soğuyunca dudak ve burun kenarlarım yine kurumaya başladığı için günde 2 kez kullanmam yetti.Her iki durumda da nemli - dokunduğunuzda hissedebileceğiniz kadar nemli hemde- bir ciltle dolaştım..
Sadece yüzüme değil ellerim,kollarım,ayaklarım kullanabildiğim her yer bu nemden nasibini aldı ki en sevdiğim şey bu benim.Mini boyları sayesinde çantamdan da hiç eksik olmadı sağolsun. :) <3

Dışarı çıkarken de serum,nemlendirici,güneş koruyucu ve bb krem kullanım sırasını,Bepanthol,güneş koruyucu ve bb krem olarak değiştirdim..Bu da bana çok büyük kolaylık sağladı.
Kullandığım süre boyunca cildimde ki lekelerin azaldığını görmekte ayrı bir hoşluk oldu tabi..

Ayrıca annemin elinde kullandığı ilaçların yan etkilerinden doğan küçük yaralara da çok iyi geldi.2 denemede sorunu ortadan kaldırınca annemin vazgeçilmezi oldu diyebilirim..Yaz günü şipidik terliklerle dolaşmanın yan etkisi olan hafif çatlamış topuklar probleminden bahsetmiyorum bile.. :P

Kısacası benim her yönüyle çok memnun kaldığım bir ürün oldu Bepanthol..Kış aylarındaki etkileri nasıl olur merak ediyorum ama şuan ki durumda gözü kapalı herkese önerebileceğim bir ürün.
Deneme fırsatı verdikleri için trnd ekibine çok teşekkürler.. :)



7 Haziran 2015 Pazar

Studio Ghibli'den Bir Veda: Marnie Oradayken / Omoide no Marnie (2014)


12 yaşındaki Anna, bir sürü insanın içinde olduğu görünmez sihirli çemberin dışında olduğuna inanmakta ve insanlardan kendini dışlayıp, umursamaz ifadesini  takınarak kendini etrafındakilerden soyutlamaktadır.Yaşadığı astım sorunu sebebiyle üvey annesi tarafından şehirden uzak, Hokkaido’nun havası temiz sakin bir sahil kasabasındaki akrabalarının yanına gönderilir.


İlk başlarda sıkılsa da daha sonraları bulunduğu yeri seven Anna , buradaki vaktini bataklıkta hayal kurup, çizim yaparak geçirir.  Keşfe çıktığı bir gün terkedilmiş bir malikane bulur.Çevre sakinlerinin uyarısıyla hemen oradan ayrılmak zorunda kalan Anna'nın aklı malikanede kalır..Merakına yenik düşüp tekrar malikaneyi ziyaret eden Anna burada malikanenin penceresinden içeriyi gözetleyen sarışın kız Marnie ile tanışır. İkili birbirleriyle çok yakın arkadaş olur. 



Vaktinin çoğunu Marnie ile geçirmeye başlayan Anna bir süre sonra Marnie'nin bir görünüp bir kaybolmasının ardındaki gizemlerin peşine düşer..Ancak, Marnie’nin geçmişinin arkadaşlık ve sevgi dolu bir hikaye ile ortaya çıkmasıyla, gerçeklik ve hayal arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlayacaktır.



Denk geldiniz mi bilmiyorum ama bu yıl 34.sü düzenlenen İstanbul Film Festivalinde gösterilen bir film Marnie Oradayken.. Hatta bu hafta ( 5-11 Haziran arası ) vizyona giren filmlerden biri..


İngiliz yazar Joan G.Robinson’un 1967 yılında yayımlanan ünlü çocuk romanından uyarlanan , arkadaşlık ve yalnızlık hakkındaki bu dokunaklı film, Prenses Mononokeden Küçük Deniz Kızı Ponyoya birçok Ghibli filminde çalışmış olan yönetmen Hiromasa Yonebayashi’nin yönettiği ikinci film ve bunda da harika bir iş çıkarmış.



İzlerken her Ghibli filminde olduğu gibi bunda da filmle beraber olayları yaşıyorsunuz. Üstelik birkaç özelliğiyle diğer yapımlardan biraz daha farklı bir havası var..
Çocuk kitabından uyarlanmış olması sebebiyle çok renkli ve çok sıcak bir film.Özellikle filmde gösterilen ve tek bir detayın bile atlanmadığı doğa tasviri çok canlı ve bir o kadar da gerçekçi. Ayrıca klasik Ghibli filmlerinden farklı olarak son ana kadar neyin ne olduğunu anlamadığımızdan gizem öğesinin fazla olduğu bir yapım diyebilirim..

Son olarak ise Ghibli’nin en önemli adamı, Hayao Miyazaki'nin emekli oluşuyla Stüdyo Ghibli'nin ne olacağı konuşulurken Marnie Oradayken filminin son film olacağı da söylentiler arasındaydı ki,bir basın açıklamasıyla söylentiler gerçeğe dönüştü.
En son Isao Takahata'nın başarılı filmi Prenses Kaguya Masalı'nın ardından bu izlediğimiz film hem son Ghibli filmi olmasıyla , hem de kalbe dokunan bir yanının olması sebebiyle biraz önemi hakediyor.

Müzikleri,oradaymış gibi hissettiren göz kamaştırıcı görselliği ve insanın içinde yer eden hikayesiyle, izlenmesi gereken yapımlar listesinde olan Marnie Oradayken filmini bence mutlaka izlemelisiniz..
Keyifli seyirler..


15 Nisan 2015 Çarşamba

Bekar Bir Babanın Maceraları: Baby Daddy (2012/ - )


Ben, bir gün kapısında ayrıldığı kız arkadaşı tarafından bırakılan bir bebek bulur. Ne yapacağını bilemez bir haldeyken, annesi Bonnie, erkek kardeşi Danny, en iyi arkadaşları Tucker ve Riley'in yardımları ile bu sevimli kız bebeğe bakıp, onu büyütmeye karar verir.


Her türlü şeyden sıkıldığım bir gün izleyecek komedi ağırlıklı ama aile dizisi de olabilecek türden bir şeyler ararken denk geldim bu diziye..
Başlarda çok eğlendim,sonraları biraz sıkıldım falan ama hala bırakamadım..Bölüm sürelerinin 20 dakika olması,Ben'in saçmalıkları,Tucker'ın cinlikleri,Danny'nin saflıkları filan derken dizinin nasıl sonuna geldiğimi anlamadım bile..
Tipik Amerikan dizisi olması sebebiyle bazen ''yok artık öyle şey olur mu canım'' dedirtse de kafa dağıtmak için gayet ideal gibi..


Gerçi dizinin ana teması bekar bir babanın hayatının değişime uğramasıydı ama bir süre sonra daha çok Ben'in aşk hayatına yoğunlaşması dizi bölümlerini peş peşe izlediğinizde biraz sıkabiliyor.Ben'in gerçek aşkının burnunun dibinde olduğunu öğrenene kadar evden gelip geçen hatun sayısının fazla olmasıyla Emmayla geçirilen süreler azaldığından sıkıldığım kısımlarda bu zamanlara denk geldi..

Dipnot: Riley'e uyuz olduğumu söylememe gerek yok sanırım..Bu kadar ayran gönüllü bu kadar dengesiz,ne istediğini bilmeyen bir kız olabilir mi ya..Çoğu yerde saç baş yoldurdu bana resmen..>_<

 

Neyse..18 Mart’ta Danny Riley için oldukça merak uyandıran bir şekilde 4. Sezon finalini yapan Baby Daddy'nin 5. sezon için onay aldığını da söylemeliyim. :)

Ayrıca epey ünlü olan bu komedi dizisinin Türk senaristlerin elinden kurtulamayıp Türkiye’ye uyarlandığı haberini de vermem gerek...Denk geldiniz mi bilmiyorum ama geçtiğimiz haftalarda ilk bölüm yayınlandı bile..
''Bana Baba Dedi '' ismiyle TV8 için çekilen dizinin oyuncu kadrosunda ise Eser Yenenlerİbrahim Büyükak, Oğuzhan Koç, Yağmur Tanrısevsin , Ersin korkut, Cezmi Baskın, Yağmur Tanrısevsin, Ayşe Tunaboylu, Burçin Abdullah, İpek Tenolcay, Gözde Mutluer, Ali Çelik ve Gülsüm Alkan var.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...