5 Mart 2014 Çarşamba

Sevimli Canavarlar Üniversitesi - Monsters University / 2013


2001 yapımı sevimli canavarlar filmini izlediniz mi bilmiyorum ama 12 yıl aradan sonra devam filmi niteliğinde çekilen Sevimli Canavarlar Üniversitesi ilk filmden aldığını o keyfi bu filmden de alacağınız konusunda çok iddialı..

Film Mikey'nin Canavarlar Üniversitesine nasıl gitmeye karar vermesiyle başlıyor..Canavar toplumunun başlıca öğesi korku olunca nazik,kibar ve düşünceli olan Mikey arkadaşları tarafından dışlanıyor..Tüm bunlara aldırmasa da tipinin insanları korkutmaktan çok güldürdüğü,komik bulunduğu için bu dışlama üniversiteye girince katlanıyor..
   

 İkilinin henüz sıkı dost olmadığı ve hatta ilk tanıştıklarında aslında çok da iyi anlaşamıyor olduklarına tanık oluyoruz filmin ilerleyen sürelerinde.
  

İtişip kakışmalar,rekabet etmeler derken işler çığırından çıkıyor ve ikilimiz okuldan atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar..Okulda kalmanın tek yolu ise Korku Oyunları Turnuvasının kazananı olup bu şekilde okulun korkunç dekanına kendilerinin de korkunç olabileceklerini kanıtlayabilmek..


Mikey ve Sully'nin karşısındaki dişli rakipler bir yana, hiçbir iddiası olmayan ve çay kulübüne benzeyen bi kulüple turnuvayı kazanma ve bu sayede okulda kalıp hayallerinin büyük kısmını kaplayan Korku Fakültesine devam edebilme amaçları ilk başlarda sekteye uğrasa da , turnuva ilerledikçe bu sıkı dostluğun nasıl başladığına , birbirlerinin farklılıklarına nasıl tahammül edip ,eksik yanlarını tamamlayarak bunların üstesinden geldiklerini görüyoruz. 
Ve tabi içlerindeki potansiyeli fark etmelerini de..

  
Sonuçta herşey doğuştan değildir, Canavar olmak da öğrenilebilir! 

Ben izlerken çok eğlendim ki ilk filmi de defalarca izlediğimden bunda da hiç sıkılmadım diyebilirim..Keyifli zaman geçirmek için çok ideal bi film olduğundan kesinlikle tavsiye edilir.. :D

15 Şubat 2014 Cumartesi

İki Güzel Kitap: Kır Çiçeği Tepesi ve İncir Kuşları...

 Selam millet..
Geçenlerde katıldığım çekilişlerden kitap hediye edilmişti ve ben bi türlü fırsat bulamamıştım yazmak için..
Bugün onları paylaşıp bi kez daha teşekkür etmek istedim beni bu güzel kitaplarla tanıştıran kişilere.. :)


İncir kuşları kitabına Pinuccias Books blogunun sahibesinin 2013 biterken kendi kendine yaptığı şu yazısındaki çekilişten ismim çıkmasıyla kavuştum..Uzun zamandır okumayı istediğim ama listedeki kitaplardan bi türlü sıranın gelmediği bi kitaptı ve adımı listesinde görünce ne kadar mutlu olduğumu anlatamam..
Kpss hazırlıklarıyla uğraştığımdan kitap okuma işini baya bi askıya almıştım bi süreliğine ama dayanamadım dersi boşlayıp 2 günde bitirdim.. :)

Açık söylemek gerekirse Sinan Akyüz'ün bundan önce sadece Şahika ve Feraye kitabını okumuştum ve anlatımındaki basitlik ve nasıl derler tekdüzelik biraz rahatsız etmişti beni..Ama bu kitap hakkında okuduğum yorumlar çok çok iyi olduğundan farklı diye düşündüm ama ne yazık ki aynı anlatım dili bunda da vardı..
Çok hevesle başladım ama o anlatım tarzı çok rahatsız etti beni..Hele başlardaki diyaloglar... :( 


Okurken kitabın içine girmeyi ,olayları kahramanlarla yaşamayı severim ama bu kitapta bi türlü olmadı..Halbuki konu itibariyle yakından tanık olduğumuz ve gerçeklere dayanan bi konuya sahip ama anlatımın yavanlığı ve üslubunun kuruluğuyla beni kendine çekmekten çok itti diyebilirim..
Yazardan yana çok iyi bir edebi yön beklemiyorum zaten ama böyle bi konunun bu şekilde sıradan ve sıkıcı bi üslupla harcanmasına da üzüldüm açıkçası..
Evet olaylar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak güzeldi ama Sinan Akyüz bi daha okumak istemeyeceğim bir yazar olarak da listede yerini aldı..


İkinci kitabımı ise bloggerlar arasında mutlaka duymuşsunuzdur ,asabi bakire'nin bu yazıdaki çekilişinden  kazandım..O ara kurban bayramı telaşı vardı ve bayram bitiminde sonuçları gördüğümde havalara uçtuğumu söylememe gerek yok sanırım..Arkadya yayınlarının en yeni kitabı olması sebebi daha bi mutluluk verdi tebi ki.. :D 

Neyse gelir gelmez başladım ve hemen bitmesin diye kendimi zorlayarak 3 günde bitirdim..Peki ne düşünüyosun kitap hakkında derseniz eğer tek kelimeyle bayıldım..


Anlatılan hikaye ,kurgu ve yazım dili öyle akıcıydı ki çabuk bitmesin diye o kadar uğraşmama rağmen nasıl bitti anlamadım bile...Son sayfaya gelince keşke biraz daha olsaydı da Lucy hakkında biraz daha bişiler öğrenebilseydim diye baya bi hayıflandım..500 küsür sayfa olmasına rağmen bi 100-200 sayfa daha olsa soluk almadan okurdum yani.. :) Kısacası harcanan zamana değecek süper bi kitaptı ..Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim..

Her iki kitap hakkında yorumum bu şekilde..Son olarak ise biraz geç oldu ama her iki kitapla tanışmamı sağlayan asabi bakire ve pinuccias'a çok çok teşekkür ederim.. :)

25 Ocak 2014 Cumartesi

Kimi to Boku / You and me 1-2 season


Selam milllet...
Daha önce blogda animelerle ilgili bi yazı paylaştım mı hatırlamıyorum ama ara ara izlediğim,fırsatını bulduğumda da pc başından kalkmadığım ,kalkamadığım bi tür benim için animeler..Öyle her bulduğumu izlemiyorum tabiki fazlasıyla seçiciyim lakin yine de önerilere açık olduğumu belirtmek isterim.. :D

Şuan bahsi geçmekte olan anime ise basit ve sıradan konusuyla aklımı çelmiş,karakterleriyle de kalbime taht kurmuş nadir animelerden ayrıca söylemeliyim..

Şimdi ,animemiz hikayesi itibariyle çocukluklarından beri birbirlerini tanıyan dört gencin günlük hayatlarından bahsediyo diyebiliriz.. Yakışıklı ikizler Yuuta ve Yuuki Asaba, hafif kadınsı tavırlı Shun Matsuoka ve sınıf başkanı Kaname Tsukahara.

 İyi ya da kötü arkadaş olmaları şart değilken onlar anaokulundan bu yana hiç ayrılmamış ve lisede bile halen birlikte takılan bi grup ergen takımı işte. Yarı Japon olan Chizuru Tachibana'nın da aynı sınıfa transfer olmasıyla bu ergenlerin günlük yaşamı hakkında olan bu komedideki arkadaş dairesine biraz ite kaka da olsa katılır.


Bunların dışında konusunda da bahsettiğim gibi ''birbirlerini çocukluklarından beri tanıyan dört gencin günlük hayatları anlatılıyor'' demiştim ya işte orda bi duralım.Klasik dizi formunun dışına çıkan bu animede bir amaç ya da sonuç yok ve olaylar sona bağlanıcak diye hiç beklemeyin baştan anlaşalım.. :) Anime boyunca her bölümde farklı bişi olmak kaydıyla çocukların başlarından geçen ve günlük yaşadıkları olaylar anlatıldığından, gayet sade,göze çarpan bi ekşın olmadan ilerleyen sıradan çocukların sıradan yaşamları diyebiliriz..

Örneğin bi bölümde aşık olma denemelerinden bahsediyorken diğerinde çocukluklarına dönebiliyor..Ya da başka bir bölümde okul festivalinde neler olduğunu o birkaç günde çocukların neler yaşadığını anlatıyosa, diğer bölümde başka bir zamanda üçüncü sınıfların mezun oluşunu anlatıyor gibi..


Konu olarak sıradan dedim ama aklınıza çok sıkıcı bişiler gelmesin..Karakter analizleri sayesinde diziyi izleten bi yapımdı bence..
Her konuda başarılı ve sırf bu yüzden yapacak bişey bulamayan,içi geçmiş ayran gönüllü yuuki ve her konuda onu dengelemeye çalışan ikizi yuuta..
Hala anaokulu öğretmenine aşık olan,her fırsatta çocukları başından atmaya çalışan atarlı ergen kaname..Ortamı yatıştıran,sakin karakterli hafif kız görünümlü olduğundan aşık olunası karakter shun.. Ve grubun sonradan geleni, bahtsız bedevisi ama neşe kaynağı olan chizuru..

  
  

Karakterlerin çizimi ve eğlenceli yapılarından dolayı ben izlerken çok keyif aldım..Ara ara çocukların minik hallerini göstermeleri ve zaman içindeki değişimleri,ortak bi geçmişe sahip oldukları için chizuru'nun olayların çoğundan bişi anlamayıp ortalığı birbirine katması filan çok eğlenceliydi..Bide bölümler arasında çok bağlantı olmadığından ve her bölümde farklı şeyler yaşandığından baya sevdim ben..Aaa bide kediler..Bölüm sonlarında ya da aralarda çocukları temsilen çıkan kediler çok sevimliydi ve animeye dair hoş ayrıntılardan biriydi..^o^



Kısacası ekşınsız ,gerim gerim germeyen ve lisede geçen anime komedilerini seviyosanız eğer gayette iyi bir seçim olabilir..Ayrıca 13'er bölümden oluşan 2 sezonu sayesinde tercih sebebi sayılabilir..
Keyifli seyirler..
(yalnız değilsin chizuru..sana katılıyorum :D)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Mim #4: Sevdim Sevmedim Reklam Mim'i



2013'ün son günlerini yaşadığımız şu günlerde aslında aklımda bi sürü post yazma fikri var ama nedense pc başına oturupta yazasım yok..Tembellik mi yoksa vakitsizlikten mi bilemiyorum ama bi türlü harekete geçemiyorum..Kafamdakilerin hepsini doğru dürüst bi post haline getirebilecek bişiler olsa bi çip falan gibi diye baya söylendim kendi kendime ama neyse sonunda zor da olsa pc başına oturabildim..Aslında yine oturamazdım ama mim gelince mecbur kaldım ,iyi de oldu bi bakıma..O yüzden son anda bi ekşın olmazsa eğer senenin son yazısı bir mim üzerine olucak..

Neyse...
Blogger dünyasına daha yenilerde adım atan çiçeği burnunda taze bloggerımız kore masalı beni şu yazısında mimleyivermiş..Zat-ı şahanelerinin pasladığı bu mimin konusu televizyonların vazgeçilmez öğesi olan reklamlar..
Sevdiğim, izlemekten keyif aldığım bi reklamın sesini evin öteki ucundan duysam çığlık çığlığa koşup tvnin olduğu odaya bodoslama daldığımdan bu mimi yazmasam olmazdı..:D

O yüzden geleneği bozmayalım ve sevdiğim reklamlarla başlayalım..


Reklam diyince aklıma gelen en başarılı işlerden bu Pınar Beyaz reklamları..Şimdilerde sadece Beyn olsa da bi murrun ,bi barsak,bi kemmik de olsa hiç hayır demezdim..Çok seviyorum bunları.. :D Keşke devam ettirseler yine.. :D



Gülse Birsel'i zaten çok severim ama bu reklamlara bayılıyorummm...Sayfayı komple Cansu - Mimit reklamlarıyla doldurmamak için nasıl zor tutuyorum kendimi anlatamam.. :( Ayrıca yukarıdaki tanıtımda geçen evde çığlık çığlığa koşma durumlarımın ana kaynağı bu reklam zaten..Hepsi bi yana cansu'nun en sondaki o garip halleri ,ifadeleri yok mu...Zalımsın Mimit.. :D



Sevdiğim son reklam ise Eti Puf ürünlerine ait..Çok şeker bişi yapmışlar..Normalde eti puf sevmem ama her gördüğümde bu yumuşak şeylere gömülmemek için zor tutuyorum kendimi..Sanırım reklamın amacı da bu zaten.. :D

Gelelim sevmediğim reklamlara...



Birinci sırada en en en bitim kadar sevmediğim çıktığında tvnin neresini kapatsam diye 4 döndüğüm tek reklam bu Eti Tutku reklamları..Böyle bişeyi çekebilmek için çok çalışmış olmalılar..Gerçekten..Tipleri görünce bi tırsıyorum zaten..En sondaki bebelerin o garip bakışları beni öldürüyo..İnsanı bisküvi yemekten soğutur bu yeminle.. :(



Bingo'nun çamaşır suyu reklamları ise ayrı bişi zaten..Korkunç esprilerin havada uçuştuğu uzak durulası reklamlardan..Altı üstü çamaşır suyu yani bu kadar abartıya ne gerek var..Yılların alışkanlığı öyle banyo için ayrı mutfak için ayrı çamaşır suyuyla değişilir mi dicem ya annem çıkar çıkmaz aldığından bişi demiyorum.. :D



Son uyuz olduğum reklam ise dr.oetker'in bu küçük kızlı reklamı..Aslında çok sevdiğim bi marka ama sırf bu kız yüzünden hiçbir reklamını izleyemez oldum..Çok bişi söylemiycem neden görmek istemediğim filmin sonunda belli oluyo zaten..O yüzden tekrar tekrar söyleyip mide bulandırmaya gerek yok dimi... :p

Son olarak yazmadılarsa eğer bu mimi yazması için demetgildoğu denizi ve ohyoonjoo'ya paslıyorum..Kolay gelsin şimdiden.. :)

20 Kasım 2013 Çarşamba

Hızlı Bir Animasyon : Turbo 2013

Hikayemizin asıl kahramanı olan Turbo dünyanın en iyi yarışçısı olmayı hayal eden hız tutkunu bir bahçe salyangozudur. Hızla ilgili takıntısı '' sıradan ,yavaş ve dikkatli ''salyangoz toplumunda onun tuhaf biri gibi görünmesine neden olduğundan alaylar dahil herşeye katlanan Turbo ,yaşadığı bu ''yavaş'' hayattan kaçmak ister. 

Birgün olanlara dayanamayıp otoban kenarında dolanırken tuhaf bir kaza sonucu modifiye edilmiş bir arabanın nitro dolu yakıt tankına düşer..Önceleri vücudundaki garipliklere alışamaz.Aniden far gibi yanan gözler,popişte durmaksızın çalan alarmlar ve en önemlisi inanılmaz bir hız..:D

Kendini kontrol etme aşamasındayken kardeşini alıp götüren karga hayatında bi dönüm noktası oluşturur..Kardeşini kurtardığında kendini onunla beraber bir Taco dükkanı sahibinin salyangoz yarışlarında bulur. İlginç bi deneyim yaşayan Turbo bu sayede kendini gösterme fırsatı yakalamıştır..



Zor durumdaki Taco dükkanı sahibiyle yeni Turbo imkansızı başarmak için sıra dışı bir yolculuğa çıkar. Amacı Turbo'nun kahramanı olan Guy Gagné ve Indianapolis 500’ün sunduğu en iyi isimlere karşı yarışmaktır. 
Çokta iyi niyetli olan kahramanımıza diğer yarışçı salyangozlar da katılır. Artık bi ekibi olan Turbo sınırlarının hayallerinin önüne geçmesine izin vermeyerek imkansızı başarmak üzere olan bir salyangozdur.
   

Konusu bu şekilde olan filmin ilk 15-20 dakikası olayların başlangıcını oluşturduğu için biraz durağan geçiyo..Sonrasında ise modifiye edilmiş turbo ekşından ekşına koşuyo diyebiliriz...

Fragmanını gördüğümden beri izlemek için can attığım bi film olduğundan ben izlerken çok eğlendim..
Dreamworks şirketinin daha önce yaptığı arabalar,uçaklar,rio ve shrek'de güzeldi ama  Turbo bunların dışında çok daha orjinal bi konuya sahip,olası olmayan ama hayal etmeyi kolaylaştıran, kahramanının sadece salyangoz olduğu oldukça sevimli bi hikayeydi diyebilirim..

Kısacası şu soğuk günlerde tam da battaniye altına girilip mutlu mutlu izlenicek,izleyeni biraz çocukluğa döndürücek keyifli bi animasyon..Bence mutlaka izlemelisiniz... :)



24 Ekim 2013 Perşembe

Yedi Yıllık Aksaklık / The Seven Year Hitch (2012)


Evet yeni bir holywood filmiyle yine beraberiz.. :D
İzlemem gereken bi sürü uzakdoğu filmi,dizisi ve animesi dururken yine niye sardırdım ben bu ara ,bu romantik komedi türüne hiçbi fikrim yok..Tamamen spontane gelişen ,afişi beğenip hadi izleyim bari diyip filmin başına oturmam sadece bi an sürüyo,neredeyse..

Neyse filmin oyuncularına baktığımızda daha önce siz karşılaştınız mı bilmiyorum ama benim hiç izlemediğim 2 oyuncu var..Darin Brooks (kevin) ve Natalie Hall (jennifer)..
Her ikisi de bilindik projelerde ( CSI yada pretty little liars gibi ) yer alsalar da sanırım tam anlamıyla patlama yapamamış oyuncular..Yinede ilk kez izlememe rağmen her ikisini de sevdim..


Filmin konusuna gelirsek eğer ; '' Dünya genelinde bir araştırma yapılmış ve aşk konusunda ilginç bir bulgu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmaya göre insanların en doğru aşkı çocuklukta birlikte büyüdükleri arkadaşlarla yakaladığı söylenir. Kevin ile Jennifer’da çocukluk arkadaşıdır ve zamanla bu arkadaşlığın yön değiştirmesini konu alıyor '' deniyor tanıtım kartında ama tabiki bu kadar diil.. :D

Çooook minikken Jennifer'ın bulunduğu mahalleye taşınan Kevin,o yaşa göre kahramanca sayılacak bişi yaparak jen'in kalbini kazanır.Aradan yıllar geçmesine rağmen arkadaşlıkları ilk günkü kadar taze olan ikilimiz için üniversite bile ayrılmalarını sağlayamamıştır.Jennifer ‘ın zekası ve azmi onu okul biter bitmez kariyeri için iyi bir başlangıç yapabilmesini sağlasa da Kevin'ın ise henüz öyle bir planı yoktur..


.Jennifer'ın satın aldığı evde arkadaşlık çerçevesinde hayatlarını sürdürmeye devam ederlerken, geçen süre Jennifer’a yeni getiriler sunmuş ve onu neredeyse kariyerinin zirvesine yaklaştırmıştır. Kevin ise kaldığı yerden devam eden işsizi oynamaktadır.Tabi bu arada Jennifer'ın aldığı evlilik teklifi ve bu yüzden mükemmel bi ev arkadaşı olmasına rağmen Kevin'dan evden taşınmasını istemesiyle bu ilişkinin uzun süreli dengesi biraz bozulacaktır.İlk başlarda bu onlara gözüken bir ayrılık kapısı gibi dursada, Kevin’in azimli olduğu tek konu Jennifer’ı bırakmamaktır ve yine öyle yapar.Tabi buna kocası olduğunu etrafa yayması da dahil.. :D


Gayet eğlenceli çerezlik diye tabir ettiğimiz bi film olsa da üzerinde çok fazla düşünmeden izlendiğinde keyifli vakit geçirtip kafa dağıtabilecek bi film diyebilirim..Sadece bu filme dair sevmediğim tek şey dublajıydı ki bunu da söylemeden geçemiycem..

Normalde dublaja karşı olan biri değilim ve dublaj sanatçılarımızın birçok ülkeye göre çok çok iyi bi iş çıkarttığını düşünüyorum ama son birkaç seferdir izlediklerimden keyif alamamaya başladım seslendirmelerin etkisiyle..O yüzden seçim sizin tabiki ama eğer bulursanız bence orjinal dilde izleyin..Son olarak ise imdb puanlarını dikkate alıyosanız eğer filmin puanı 6.2...
Keyifli seyirler..^_______^



12 Ekim 2013 Cumartesi

Kitap Sihirbazı.com ve İlk Alışverişim..


Selam millet..
Yaklaşık 1 ay önce bloggerlar arasında çok popüler olan kitap sihirbazı sitesinden bende ilk siparişimi verdim..
Deneme amaçlı önce 4 kitaba karar verdim  ve kargo görevlisinin eski ev adresime götürmesinden dolayı birkaç gün gecikmeli alsamda genel anlamda sorunsuz bi sipariş oldu benim için..
Gerçi merakla gelmelerini bekledim ama o sıralar expo yüzünden istanbul yolculuğum mevzu bahis olduğundan okuyamamıştım ama döner dönmez okudum kuzularımı..
Neyse uzun lafın kısası siteyi beğendim yani alışveriş yapması güzel ve benim gibi kredi kartı kullanmayanlar için kapıda ödeme sistemi de var..Haberiniz olsun.. :)

Şimdi kitaplara gelecek olursak eğer Yanılmak Güzeldir kitabını bilenler var mı bilmiyorum ama Flipped filminin kitabı..Ben okurken inanılmaz derecede eğlendim çok sevdim kesinlikle tavsiye ederim..Ayrıca konuyu her iki kahramanın gözünden anlatıldığı kitaplara bayılıyorumm..

Ey Aşk Neredesin ise bi derginin arka kapağında tanıtım yazısına denk gelmemle konusu baya ilgimi çektiğinden listeye eklendi..5 kız kardeş ve en küçüğün gözünden ablalarının evlilik süreçleri ve kendi çapındaki aşık olup olmama çelişkilerini anlatıyo..Aslında kitap elime geçince ve yazı boyutunu görünce acaba çocuk kitabı mı aldım dedim ama ergen kız kitabı çıktı..Yinede fena değildi..Eğlenceliydi ama filmi çekilse bence daha çok gideri olur..Konu çok eğlenceli ve buna müsait çünkü..:D

3.kitap olan Ayrılık Mevsimi ise tamamen tırt bi kitap..Uzak durun elleşmeyin..Okurken o kadar sıkıldım ki şuan anlatmaya bile üşeniyorum o derece..Bir zamanların popüler ama düşüşe geçmiş oyun yazarı bi baba ve aktrist eşinin herbiri arı telden çalan 4 çocuğunun hayatının bi kısmını anlatıyo diyebiliriz kısaca..Böyle bakınca aa okunur bu kitap diyosunuz ama cık..Tavsiyem  uzak durmanız yönünde.. ^o^


Son kitap olan Avukat ise aslında kitap tanıtımını beğendiğimden listedeydi lakin konu tanıtımdaki gibi çok sürükleyici yada ekşın dolu değildi..Az biraz adrenalinli sahneler vardı ama gerisi konuya bakıldığında sakin denebilcek bi kitaptı..Konusu ise kısaca hiç hastalanmayan ve bu yüzden dünyada ki dengeleri değiştirebilecek bi güce sahip olan bi çocuğun peşindeki öldürmek için dolanan ilaç şirketleri (malum hastalık varsa ilaç satışı var) ve milyarder bi adamın hasta çocuğunu iyileştirmek için sıradan bi kasabanın sıradan ve fakir avukatını habersizce bu işlerin içine çekmesi diyebiliriz..Uzun bi cümle oldu ama anladınız siz onu.. :D
Neyse tavsiye eder miyim sorusunun cevabı ise pek değil..Piyasada okunacak vakit geçirilecek öyle güzel kitaplar var ki bu biraz zaman kaybı gibi..Yinede seçim sizin..

İşte böyle..İlk siparişimden kaldığım memnuniyet sayesinde ikinci listemi de oluşturdum sayılır..
Aslında kolay kolay bişi tavsiye edemem ama burayı beğendim..Eğer sizde kitap alışverişi için uygun fiyatlı,kapıda ödemeli ve iyi bir site arıyosanız bu site iyi bi seçim olabilir..^___^

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...