13 Şubat 2016 Cumartesi

Ve Sonunda..Harry Potter'ın 8. Kitabı Temmuzda Çıkıyor..


Herkese merhaba..
Uzun zamandır beklediğimiz bi haberle geldim bugün size.Gerçi haber çıkalı 2 gün oldu ama ben anca fırsat bulabildim.Görmeyenler duymayanlar için de buradan davul zurna eşliğinde duyurayım istedim. :D
Harry Potter'ın 8. kitabı sonunda geliyorr...tey tey tey... :)

Haberlere göre yeni kitabın ismi Harry Potter And The Cursed Child (Lanetli Çocuk) ve 31 Temmuz'da, yani Harry Potter'ın doğum gününde satışa sunulacak. Bu kitap, aslında tiyatro oyunu olarak sahnelenen çalışmanın kitap uyarlaması olduğu söyleniyor. Ve yazar koltuğunda ise bu sefer sadece J.K. Rowling değil Jack Thorne ve John Tiffany de var. Haberlere göre üçü beraber bir tiyatro oyunu yazıyor,ancak kitabın senelerdir devamının çıkmasını bekleyen fanlar yüzünden senaryoyu oyunun ilk gösteriminden sonra satışa sunmaya karar veriyorlar..Böylelikle kitap Prova metinleri ve Tamamlanmış okuyucu baskısı olmak üzere iki versiyon halinde satışa sunulacak.


Ayrıca The Daily Mail’in yaptığı habere göre bu oyun 2 bölüm halinde Harry’nin Hogwarts’a kabul edilmeden önceki yıllarıyla beraber, Lily ve James'in hikâyesi de işlenecek.Ama öncelik Harry'nin Dursley'lerle geçirdiği yıllara verilecek.

23 Ekim 2015 tarihinde yayınlanan resmi sinopsiste (ön çalışma) de fanları heyecanlandıran şu ifadelere yer veriliyor: 
Harry Potter olmak her zaman zordur. Şimdi de kendisi Sihir Bakanlığı’nda çok çalışan bir memur, üç okul çağındaki evladın babası ve bir koca olduğunda işler yine zor.
Harry ait olduğu yerde kalmayı reddeden geçmişiyle başa çıkmaya çalışırken, en genç oğlu Albus da hiç istemediği bir aile mirasıyla mücadele etmek zorunda. Geçmiş ve gelecek iç içe geçerken, hem baba hem de oğul rahatsız edici bir gerçeği öğrenecekler: Bazen karanlık hiç beklenmedik yerlerden gelir.

Bu arada söylenilenlere göre hikaye Harry’i son bıraktığımız yerden, yani Dokuz Üç Çeyrek Peronu’ndan çocukları uğurlarken kaldığımız yerden devam edecek. Her ne kadar tiyatroda sergileneceği için 2 ayrı macera olsa bile tek kitap olarak basılacağı da planlananlar arasında..


7 Şubat 2016 Pazar

Dünyalar Arası Karmaşaya Hazır olun : Evim / Home (2015)


Bir sebepten kendi gezegenlerini terketmek zorunda kalıp, Dünyayı istila eden Buf halkı bulundukları yeni dünyaya yerleşmeye çalışırken fazla arkadaş canlısı Of'un bu yeni yerleştikleri dünyayı düşmanlarına ifşa etmesiyle başlayan bir kovalamaca Evim animasyonu..Hem halkı tarafından kovalanan ve peşindeki düşmanlardan kurtulabilmek için Dünya'da bir yerlerde saklanmaya karar veren Of, bu gezegende güvende olacağına inansa da işler hiç istediği gibi gitmez ve  büyük bir karmaşa başlar.


Sevimli uzaylı dostumuz tek çareyi Lüle adlı bir kızdan yardım almakta bulur. Şimdi her ikisini de, dünyanın etrafında dolaşacakları son derece eğlenceli ve renkli bir yolculuk beklemektedir.Hem Of hem de kısa sürede kendisiyle dostluk kuran Lüle;farklı olmanın ve hatalar yapmanın insanlığın bir parçası olduğunu anlayacaklardır. Her ikisi de kendi dünyalarına ait olmayan yabancılar konumuna düştükten sonra, kendilerini biraz daha tanıma ve yüzleşme fırsatı bulurlar. 



Amerikalı çizer ve çocuk kitapları yazarı Adam Rex'in (1973-) "The True Meaning of Smekday" adlı kitabından sinemaya önce kısa film sonra da animasyon olarak sunulan Dreamworks Stüdyolarının son uzaylı istilası animasyonu “Evim”  Rihanna, Steve Martin, Jim Parson ve Jennifer Lopez gibi birbirinden ünlü isimleri bir araya getirmesiyle de oldukça eğlenceli bir film.

 

Rengarenk görüntülere sahip bu animasyon hem çocukların hemde büyüklerin sevebileceği bir tarzda. Anlattığı hikaye hem çok eğlenceli hem çok neşeli..İlk izlemeye başladığınız andan itibaren insanı sarıp sarmalayan sevimli bir konusu var.
Bunların dışında ana tema genelde karşımızdaki insanlara önyargıyla yaklaşmamak ,her an herşeyin ter yüz olabileceği olsa da altında verdiği önemli mesajlar da var bu animasyonda..Korkunun yapabilecekleri,iletişim kurmadığımızda olanlar,yardımlaşmanın önemi derken epey düşündürdüğünü söylemeliyim.

Kısacası izlerken çok eğlendiğim , müziklerini sevdiğim benim için aşırı tatlı bi filmdi Evim.. Buf ırkı gibi bişey yapmak bence çok muhteşem bir fikir.Her duyguya göre renk değiştiriyor olmaları, konuşmaları ,yerden bitme halleri ve Of'un bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi,merakı çok sevimliydi.Ama favorim herşeyi deneyerek garip şekillere giren liderleri oldu.. :D Ayrıca Lüle karakterinin Rihannayla olan benzerliği de çok şaşırtıcıydı benim açımdan..
Eğer hala izlemediyseniz bence mutlaka izlemelisiniz..
Keyifli seyirler.. :)


29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir trnd projesi: Bepanthol


Selam millet...

Yaklaşık 3 hafta önce trnd ekibinden bir paket aldım..Geçen projeleri olan Fairy hakkındaki yazıları bloglardan takip edince hoşuma gitmiş,bende katılmıştım.Yeni projeleri açıklanınca formu doldurdum filan derken unuttum gitti.Şans bu ya 1000 kişilik ekibe bende dahil olmuşum..Tabi bunların hepsini paket gelince öğrendim.. :D


Neyse..Daha önce Bepanthol'ü reklamlarda filan görüyordum ama hiç deneme fırsatım olmamıştı.Bu vesileyle gelir gelmez denedim, eşe dosta cümle aleme dağıttım..
Eve gelen misafirlerin eline tutuşturup hep beraber tekrar tekrar deneyip istişare ettik..''Ay buraya da iyi geldi,bende şu soruna çözüm oldu'' diyerekten..Tabiri caizse ota çöpe nerede bir sorun var nerede bir acı var her yere kullandım,kullandık..

Gerçi bende dahil olmak üzere bir kısmımız kokusundan hiç hoşlanmadı..İlaç gibi kokuyor diyen oldu, ıslak koyun tüyü gibi kokuyor diyen oldu ama neyse ki hemen uçup gitmesi yüzünden çok takılmadık.Lakin yinede az bir şey hoş kokusu olsa hiç fena olmazdı.. :(

Bu yüzden etkilerini görünce hemen bloga yazmak istedim ama sonra fikir verebilmek için en azından bir süre düzenli kullanmam gerektiğini düşündüm,,Çokta iyi oldu daha fazla etkisini,kullanım alanını ve yaptığım yanlışları gördüm.

Daha önce bloga da yazmıştım ama bilenler bilir kuru bir cildim var.Günlük serum,göz kremi ve  nemlendirici üçlüsünü kullanmayınca gerim gerim gerilir ve pul pul dökülmeye başlar.
Şu sıcak yaz günlerinde bile bu rutinim değişmez.Ama Bepanthol sayesinde bu 3 ürün yerine tek ürüne düştüm çok mutluyum.

Havanın çok sıcak olduğu günlerde günde 1 kez kullandım.Ama yağmurlar başlayıpta hava hafif soğuyunca dudak ve burun kenarlarım yine kurumaya başladığı için günde 2 kez kullanmam yetti.Her iki durumda da nemli - dokunduğunuzda hissedebileceğiniz kadar nemli hemde- bir ciltle dolaştım..
Sadece yüzüme değil ellerim,kollarım,ayaklarım kullanabildiğim her yer bu nemden nasibini aldı ki en sevdiğim şey bu benim.Mini boyları sayesinde çantamdan da hiç eksik olmadı sağolsun. :) <3

Dışarı çıkarken de serum,nemlendirici,güneş koruyucu ve bb krem kullanım sırasını,Bepanthol,güneş koruyucu ve bb krem olarak değiştirdim..Bu da bana çok büyük kolaylık sağladı.
Kullandığım süre boyunca cildimde ki lekelerin azaldığını görmekte ayrı bir hoşluk oldu tabi..

Ayrıca annemin elinde kullandığı ilaçların yan etkilerinden doğan küçük yaralara da çok iyi geldi.2 denemede sorunu ortadan kaldırınca annemin vazgeçilmezi oldu diyebilirim..Yaz günü şipidik terliklerle dolaşmanın yan etkisi olan hafif çatlamış topuklar probleminden bahsetmiyorum bile.. :P

Kısacası benim her yönüyle çok memnun kaldığım bir ürün oldu Bepanthol..Kış aylarındaki etkileri nasıl olur merak ediyorum ama şuan ki durumda gözü kapalı herkese önerebileceğim bir ürün.
Deneme fırsatı verdikleri için trnd ekibine çok teşekkürler.. :)



7 Haziran 2015 Pazar

Studio Ghibli'den Bir Veda: Marnie Oradayken / Omoide no Marnie (2014)


12 yaşındaki Anna, bir sürü insanın içinde olduğu görünmez sihirli çemberin dışında olduğuna inanmakta ve insanlardan kendini dışlayıp, umursamaz ifadesini  takınarak kendini etrafındakilerden soyutlamaktadır.Yaşadığı astım sorunu sebebiyle üvey annesi tarafından şehirden uzak, Hokkaido’nun havası temiz sakin bir sahil kasabasındaki akrabalarının yanına gönderilir.


İlk başlarda sıkılsa da daha sonraları bulunduğu yeri seven Anna , buradaki vaktini bataklıkta hayal kurup, çizim yaparak geçirir.  Keşfe çıktığı bir gün terkedilmiş bir malikane bulur.Çevre sakinlerinin uyarısıyla hemen oradan ayrılmak zorunda kalan Anna'nın aklı malikanede kalır..Merakına yenik düşüp tekrar malikaneyi ziyaret eden Anna burada malikanenin penceresinden içeriyi gözetleyen sarışın kız Marnie ile tanışır. İkili birbirleriyle çok yakın arkadaş olur. 



Vaktinin çoğunu Marnie ile geçirmeye başlayan Anna bir süre sonra Marnie'nin bir görünüp bir kaybolmasının ardındaki gizemlerin peşine düşer..Ancak, Marnie’nin geçmişinin arkadaşlık ve sevgi dolu bir hikaye ile ortaya çıkmasıyla, gerçeklik ve hayal arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlayacaktır.



Denk geldiniz mi bilmiyorum ama bu yıl 34.sü düzenlenen İstanbul Film Festivalinde gösterilen bir film Marnie Oradayken.. Hatta bu hafta ( 5-11 Haziran arası ) vizyona giren filmlerden biri..


İngiliz yazar Joan G.Robinson’un 1967 yılında yayımlanan ünlü çocuk romanından uyarlanan , arkadaşlık ve yalnızlık hakkındaki bu dokunaklı film, Prenses Mononokeden Küçük Deniz Kızı Ponyoya birçok Ghibli filminde çalışmış olan yönetmen Hiromasa Yonebayashi’nin yönettiği ikinci film ve bunda da harika bir iş çıkarmış.



İzlerken her Ghibli filminde olduğu gibi bunda da filmle beraber olayları yaşıyorsunuz. Üstelik birkaç özelliğiyle diğer yapımlardan biraz daha farklı bir havası var..
Çocuk kitabından uyarlanmış olması sebebiyle çok renkli ve çok sıcak bir film.Özellikle filmde gösterilen ve tek bir detayın bile atlanmadığı doğa tasviri çok canlı ve bir o kadar da gerçekçi. Ayrıca klasik Ghibli filmlerinden farklı olarak son ana kadar neyin ne olduğunu anlamadığımızdan gizem öğesinin fazla olduğu bir yapım diyebilirim..

Son olarak ise Ghibli’nin en önemli adamı, Hayao Miyazaki'nin emekli oluşuyla Stüdyo Ghibli'nin ne olacağı konuşulurken Marnie Oradayken filminin son film olacağı da söylentiler arasındaydı ki,bir basın açıklamasıyla söylentiler gerçeğe dönüştü.
En son Isao Takahata'nın başarılı filmi Prenses Kaguya Masalı'nın ardından bu izlediğimiz film hem son Ghibli filmi olmasıyla , hem de kalbe dokunan bir yanının olması sebebiyle biraz önemi hakediyor.

Müzikleri,oradaymış gibi hissettiren göz kamaştırıcı görselliği ve insanın içinde yer eden hikayesiyle, izlenmesi gereken yapımlar listesinde olan Marnie Oradayken filmini bence mutlaka izlemelisiniz..
Keyifli seyirler..


15 Nisan 2015 Çarşamba

Bekar Bir Babanın Maceraları: Baby Daddy (2012/ - )


Ben, bir gün kapısında ayrıldığı kız arkadaşı tarafından bırakılan bir bebek bulur. Ne yapacağını bilemez bir haldeyken, annesi Bonnie, erkek kardeşi Danny, en iyi arkadaşları Tucker ve Riley'in yardımları ile bu sevimli kız bebeğe bakıp, onu büyütmeye karar verir.


Her türlü şeyden sıkıldığım bir gün izleyecek komedi ağırlıklı ama aile dizisi de olabilecek türden bir şeyler ararken denk geldim bu diziye..
Başlarda çok eğlendim,sonraları biraz sıkıldım falan ama hala bırakamadım..Bölüm sürelerinin 20 dakika olması,Ben'in saçmalıkları,Tucker'ın cinlikleri,Danny'nin saflıkları filan derken dizinin nasıl sonuna geldiğimi anlamadım bile..
Tipik Amerikan dizisi olması sebebiyle bazen ''yok artık öyle şey olur mu canım'' dedirtse de kafa dağıtmak için gayet ideal gibi..


Gerçi dizinin ana teması bekar bir babanın hayatının değişime uğramasıydı ama bir süre sonra daha çok Ben'in aşk hayatına yoğunlaşması dizi bölümlerini peş peşe izlediğinizde biraz sıkabiliyor.Ben'in gerçek aşkının burnunun dibinde olduğunu öğrenene kadar evden gelip geçen hatun sayısının fazla olmasıyla Emmayla geçirilen süreler azaldığından sıkıldığım kısımlarda bu zamanlara denk geldi..

Dipnot: Riley'e uyuz olduğumu söylememe gerek yok sanırım..Bu kadar ayran gönüllü bu kadar dengesiz,ne istediğini bilmeyen bir kız olabilir mi ya..Çoğu yerde saç baş yoldurdu bana resmen..>_<

 

Neyse..18 Mart’ta Danny Riley için oldukça merak uyandıran bir şekilde 4. Sezon finalini yapan Baby Daddy'nin 5. sezon için onay aldığını da söylemeliyim. :)

Ayrıca epey ünlü olan bu komedi dizisinin Türk senaristlerin elinden kurtulamayıp Türkiye’ye uyarlandığı haberini de vermem gerek...Denk geldiniz mi bilmiyorum ama geçtiğimiz haftalarda ilk bölüm yayınlandı bile..
''Bana Baba Dedi '' ismiyle TV8 için çekilen dizinin oyuncu kadrosunda ise Eser Yenenlerİbrahim Büyükak, Oğuzhan Koç, Yağmur Tanrısevsin , Ersin korkut, Cezmi Baskın, Yağmur Tanrısevsin, Ayşe Tunaboylu, Burçin Abdullah, İpek Tenolcay, Gözde Mutluer, Ali Çelik ve Gülsüm Alkan var.

14 Mart 2015 Cumartesi

Animasyon dünyasından haberler..


Ta taaamm.Geçtiğimiz 2 senenin en sevilen filmlerinden olan Hotel Transilvanya macerası 2.filmle devam ediyor pek sevgili findik fistik severlerim. Blogumda ayıla bayıla yazdığım animasyon filminin çekildiğini duyunca nasıl mutlu oldum anlatamam..(İlk filmin yazısı için tıkıtık..)
İlki 2012 yılında vizyona giren ve korku figürlerini eğlenceli bir surete büründüren Hotel Transilvanya filminin devamı olan Hotel Transilvanya 2'nin ilk fragmanı ise yayınlandı..
Yönetmen koltuğuna yeniden Genndy Tartakovsky'nin oturduğu filmin senaryosu Adam Sandler ve Robert Smigel ikilisine ait. Bu defa emektar vampir Dracula'nın, modern dünya ile olan mücadelesini perdeye taşımayı hedefleyen film, eğlence bazında ilk filmi aratmayacak gibi görünüyor diyor tanıtımında..Ayrıca 29 Ekim 2015 ise filmin vizyona giriş tarihi.. 

2. animasyon haberimiz ise Frozen'den..
2013'ün sonunda vizyona girip en çok gişe yapan animasyon olma rekorunu elinde bulunduran Karlar Ülkesi filminin 2.sinin çekildiği Disney tarafından doğrulanmış..
Geçen yılki Oscar ödüllerinde Animasyon ve ''Let it Go" adlı şarkısıyla da en iyi orijinal film müziği dalında ödül toplayan filmin 2.sinin ise ne zaman vizyona gireceği açıklanmamış..


Ayrıca ikinci filmi sabırsızlıkla bekleyenler azıcık daha beklerken, izleyiciler "Frozen Fever" adlı yedi dakikalık bir devam filmini de bu ayın sonundan itibaren yeni Disney filmi Külkedisi'nin gösterildiği sinemalarda görebilecek.


3 Mart 2015 Salı

Acıktıran Filmler 2: Aşk Tarifi / The Hundred Foot Journey (2014)


Bombay'da yaşayan Hassan Haji, dedesinin işlettiği restoran sayesinde mutfakla çocuk yaşta tanışmış, bu ilgisini yeteneğiyle pekiştirmiştir. Şimdilerde genç bir adam olan Hassan, dedesinden kalan müesseseyi başarıyla işletirken beklenmedik bir trajedi nedeniyle Bombay'dan taşınmak durumunda kalır. Ailesiyle birlikte Fransa'nın bir kasabasına yerleşir ve işini burada devam ettirmek için hazırlıklara başlar, restoranını açar. 
Böylece bu yeni restoranın sunduğu egzotik Hint mutfağı kısa sürede bölge halkının dikkatini çeker. Bu nedenle de bölgenin prestijli restoranı Le Saule Pleureur'de bir telaş başlar. Şef Madame Mallory, yeni rakibi Hassan'ın kendinden daha yetenekli olduğunu fark etmiştir ve bu durum, aralarında esaslı bir rekabetin doğmasına neden olur.


The Hundred Foot Journey , Richard CMorais adlı yazarın aynı adlı eserinden uyarlanmış bir film.Yüz Adımlık Yolculuk gibi bi ad dururken Aşk Tarifi gibi sayısız kez kullanılmış bir isim çok saçma gelse de bununla ilgili yapacak bir şey yok ..

İlk bakıldığında filmin adı anlamsız geldiğinden neden bahsettiğini anlamamıştım ama sonradan farkettim.. Restoran açmak için buldukları mekan bölgenin prestijli restoranı Le Saule Pleureur’in tam karşısında ve aradaki mesafenin sadece 100 adım oluşuyla ilgili..İlginç bir bakış açısı olduğu kesin.

Film 2014 Amerika yapımı ve yapımcı koltuğunda Steven Spielberg ve Oprah Winfrey gibi oldukça ağır toplar var.Cast'i okuduğumda baya şaşırdım o yüzden. Epey güveniyorlar diye düşündüm filmi izleyene kadar..

Kitabı bilmiyorum ama senaryoda nedenleri sorgulanmayan bir saldırı sonrasında ülkeyi de terk etmek zorunda kalan bir hintli aileyle başlıyor film.Komedi ve dramla iyice yoğurulmuş yabancı bir ülkende her türlü aşağılama ,öteleme ve dışlanmadan sonra gelen bir başarı hikayesi de diyebiliriz.Sinemanın en çok sevdiği gibi yani..

Müzik seçimleri çok güzel ,çekilen mekanlar ve doğal güzellikler ise harika.Oldukça detaylı ve seyirciye müthiş bir görsel şölen sunduğu kesin..Lakin film için aynı şeyi söylemek benim açımdan zor..


    

Burnundan kıl aldırmayan asil kadın Madam Mallory’yi canlandıran Helen Mirren arada yüzünde oluşan tepkisizliği olsa da -sanırım botoxlardan kaynaklı-rolünün hakkını vermiş.Fransız aksanlı ingilizcesi ise filme ayrı bir hoşluk katmış.
Her filmde mutlaka olması gereken başroldeki erkek karakterin aşık olduğu ve güzel kız sendromunun aşılandığı şef aday-adayı Charlotte Le Bon’un sade oyunluğu ise fena değildi. 
Muhafazakar baba rolündeki Om Puri ise sanki kendini oynuyormuş gibiydi.Rolüne çok bişi katmasına gerek yokmuşta sanki normalde de öyle biriymiş gibi hissettim izlerken. 
Filmdeki olayların üzerinde döndüğü genç yeteneğimiz Manish Dayal ise çok kötüydü.Zorla oynatmışlar gibi ifadesiz ,donuk ve çömez bi görüntü çizdi gözümde..Kısacası vasattı..


Bunların dışında filmin ana temasının mutfak oluşu çok güzeldi.Yani fransız ve hint mutfağını bir arada görmek hatta araya yeni nesil füzyon mutfağının girmesi gayet hoştu..Eski evin restore edilip yenilenmesi düzenlenmesi ,tüm o karmaşa en sevdiğim sahnelerden oldu.Hintli babanın kendinden taviz vermeden geleneklerini yaşatma çabası aileyi bi arada tutma çabası güzeldi.Lakin müslüman bi aileyken sonlara doğru oğlum yapmış tabiki yiyeceğim edasıyla yan çizmesinden hoşlanmadım.

Neyse genel olarak bakıldığında izlenesi ama detaylara indiğimde reklamın dibine vurulmuş, fazlaca sansasyonel ve beklentilerimin altında kalmasıyla çokta sevemediğim bir film oldu The Hundred Foot Journey..

İzlendiğinde hoş vakit geçirten ama bittiğinde tekrar dönüp bakılası filmler arasına giremeyen bir yapım bence..
Keyifli Seyirler.. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...